Çağdaş resmin en tanınan eserlerinden “The Splash” ve “Pool with Two Figures” gibi çalışmalara imza atan efsanevi Britanyalı sanatçı David Hockney 88 yaşında hayatını kaybetti. Geçtiğimiz gün, sanatçının basın sözcüsünün BBC News’e yaptığı açıklamada “20. ve 21. yüzyıllarda çağdaş sanatın en önemli figürlerinden biri olan ünlü Britanyalı sanatçı David Hockney, 89. yaş gününe bir ay kala, 11 Haziran 2026’da evinde huzur içinde hayata veda etti.” ifadesi yer alıyordu.

​​İngiltere’nin Yorkshire bölgesinde doğan Hockney, Bradford College of Art ve Royal College of Art’ta eğitim gördü. Burada Frank Bowling ve R. B. Kitaj gibi sanatçılarla birlikte çalıştı ve Altın Madalya ile mezun olarak Britanyalı sanatçıların yeni kuşağının önde gelen yeteneklerinden biri olarak öne çıktı.

Hockney, sanat dünyasının en etkili figürlerinden biriydi; resim, fotoğraf ve litografi alanlarında üretim yaptı. 60’lar ve 70’ler boyunca adını duyurdu; imzası haline gelen yüzme havuzu portreleri ise, 1964’te bir ev satın alacağı Los Angeles’ta tüm spot ışıklarını onun üzerine çevirecekti.

Yüzme havuzu, Hockney’nin resimlerinde Amerikan kültürünün coşkusunu, zenginliğini ve cinsel çekimini temsil eden ayırt edici bir unsurdur. “The Splash”te (1967) resmin parlak tonları Kaliforniya manzarasını canlandırır; sıçramanın kendisinin gerçekçi üslubu ise resme hem bir anındalık duygusu hem de izleyicinin eylemi az önce kaçırdığı hissini verir. 2006’da “The Splash”, kimliği açıklanmayan bir alıcıya 2,9 milyon sterline satıldı. Eser daha sonra 2020’de Londra’daki bir Sotheby’s müzayedesinde yine kimliği açıklanmayan bir alıcıya 23,1 milyon sterlin karşılığında yeniden satıldı.

“Mr and Mrs Clark and Percy” (1971) döneminde ise Hockney Kaliforniya’da yaşıyor olsa da portrenin konusu, onun 1960’lar ve 1970’lerin bohem Londra çevresine hâlâ ne kadar bağlı olduğunu gösterir. Hockney’nin Londra tasvirlerinin birçoğunda olduğu gibi, bu resmin renkleri de oldukça bastırılmıştır ve figürler “contre jour”, yani ışığa karşı resmedilmiştir. Çiftin göz alıcı ama koyu renkli kıyafetleri ve iç mekân dekorasyonu, kedinin tüylerinin parlaklığıyla çarpışır. Hafifçe aralanarak güneşli bir balkon ile aşağıdaki ağacı gösteren yarı kapalı panjurlar, karartılmış odanın dışındaki dünyaya kısa bir bakış sunar. Resmin sıklıkla, Flaman Rönesans ressamı Jan Van Eyck’in ünlü “Arnolfini Marriage” (1434) adlı eserini hatırlattığı düşünülür; o eserde çiftin ayaklarının dibinde küçük bir köpek durur. Hockney’nin versiyonu, aşk ve sadakatin bu klasik tasvirini 1970’lerin göz alıcı Londra sanat sahnesi içinde yeniden kurar.

Havuzun kenarında durup ona bakan bir adama doğru su altında yüzen bir figürü tasvir ettiği ünlü “Portrait of an Artist” (Pool with Two Figures) (1972), “The Splash”te olduğu gibi, Hockney’nin parlak renk paleti arka plandaki Kaliforniya manzarasının yeşillerini, adamın takım elbisesinin göze çarpan pembesiyle karşı karşıya getirerek güçlendirir. İki figür arasındaki dinamik merak uyandırıcıdır. Yüzen figür, tepesinde beliriveren ayaktaki adamın varlığından habersiz görünür. Yüzen figüre sevgiyle mi bakmaktadır, yoksa öfkeyle mi? Havuza atlamak üzere midir, yoksa onun sudan çıkmasını mı beklemektedir? Resim, Hockney’nin 1972 tarihli John St Clair Swimming adlı fotoğrafına dayanır ve yapım süreci, Jack Hazan’ın Hockney’nin stüdyosunda üç yıl boyunca çektiği “A Bigger Splash” belgeselinin bir parçasını oluşturmuştur. Resim, 2018’de Christie’s’de 90 milyon ABD dolarına, yani 70 milyon sterline satılarak açık artırmada satılmış yaşayan bir sanatçıya ait en pahalı eser oldu. 2019’da ise Jeff Koons’un “Rabbit” adlı eseri bu rekoru kırdı.

“My Parents” (1977) eseri, Hockney’nin yüzme havuzu resimlerindeki parlak renk paletini korusa da konusu çok daha kasvetlidir. Hockney, resmi yaptığı dönemde Paris’te yaşıyordu ve eseri Bradford’a yaptığı bir ziyaret sırasında tamamladı. Anne babasının tasviri biraz gergindir; annesi resmin “merceğine” doğrudan bakarken babası, bir kitabın üzerine eğilmiş ve yüzü pozisyonu nedeniyle kısmen gizlenmiştir. Renk de karakterlerin betimlenmesinde önemli bir rol oynar. Annesinin elbisesindeki, mobilyalardaki ve çiçeklerdeki parlak mavi, babasının kıyafetlerinin donukluğuyla zıtlık oluşturur. İki figür arasında bir mesafe vardır ve bakışları farklı yönlere çevrilmiştir. Bu da belki Hockney’nin özgürleşmiş Paris ve Kaliforniya ışığında evine bakışını yansıtır.

“Doğaya gerçekten baktığınızda, benim yaptığım gibi… Yani gerçekten baktığınızda, kısa sürede sadece böcekler, aptal küçük yaratıklar olduğumuzu fark ediyorsunuz. Ve biraz alçakgönüllülük kazanıyorsunuz.”