Kimileri için kusursuzluk olmazsa olmaz bir mükemmeliyetçilik olsa da aslında doğallık ve samimiyeti de besleyen bir bakış açısı da getirebiliyor insana. Imperfectionists markasının kurucusu Dilayla Kopuz’da bu bakış açısıyla 2020 yılında markasının temellerini atıyor. Kopenhag’dan Türkiye’ye uzanan markanın hikayesini sorularımıza verdiği samimi cevaplarla öğreniyoruz.


“Imperfectionists” ne demek?
“Imperfectionists”; kusursuzluk arayışı yerine kusurlarıyla var olmayı, doğallığı ve samimiyeti benimseyen bir bakış açısını temsil ediyor. Bizim için “imperfection”, insan olmanın ve doğanın en gerçek hali. Marka olarak mükemmel olmayı değil, anlamlı ve bilinçli olmayı önemsiyoruz.
2020 yılında Kopenhag’da doğan bir markasınız. Markanın Kopenhag çıkışlı olmasının stratejik olarak bir nedeni var mı?
O dönemde hayatın bizi bu şekilde yönlendirmesi sebebiyle diyebilirim ancak “Tanrının hep bir planı vardır” derler ya, buna inanıyorum. Kopenhag’ın şehir olarak sürdürülebilirlik, fonksiyonel tasarım ve sade estetik anlayışı bizim marka DNA’mızla birebir örtüşüyor. Kopenhag’da az ama öz, zamansız ve etik üretim anlayışı günlük hayatın bir parçası ve bu yaklaşım Imperfectionists’in vizyonu ile uyumlanıyor.
Doğanın içinden materyaller ile üretimlerinizi gerçekleştiriyorsunuz. Kullanıcılardan nasıl dönüşler alıyorsunuz?
Kullanıcılarımızdan en sık aldığımız geri dönüş, ürünlerle kurdukları duygusal bağ oluyor. Doğal içerikler, ciltle temas eden güvenli formüller ve sürdürülebilir materyaller, tüketicinin kendini daha bilinçli ve iyi hissetmesini sağlıyor. Özellikle mumlarımızın el kremine dönüşmesi, kullanıcılar için hem şaşırtıcı hem de çok sevilen bir deneyim.
“Sıfır atık” son beş yıldır neredeyse her sektörde duyduğumuz bir terim. Sizin için “sıfır atık” ne demek?
Bizim için “sıfır artık” kavramı, sektörde son dönemde sıkça duyduğumuz bir trendden daha fazlası. Markamızın çıkış noktalarından biri, modanın yaklaşık 92 milyon ton tekstil atığını senelik olarak üretmesi ve bu atıkların büyük çoğunluğunun ya çöplüklere gitmesi ya da yakılması. Üretim aşamamız, benim kâğıda çizdiğim tasarımların 3D tasarıma aktarılıp dijital kalıplara çevrilmesi ile başlıyor. Devamında, kullanacağımız kumaşın kalıbını online’da konumlandırıp ortaya ne kadar atık çıkacağını ve o atıkla tekrar neler üretip sıfır atık üretim yapabileceğimizi planlıyoruz. Yani sıfır atık bizim için, bir tasarımdan ve kaynaklardan maksimum verim almak demek.
Kopenhag ve Londra Fashion Week’lerde yer alıyorsunuz. Bu organizasyonlara katılımınız nasıl oldu?
Moda haftaları bizim için sadece moda değil, yaşam tarzı ve hikâye anlatımı alanları. Doğru platformlarla, doğru iş birlikleri sayesinde bu organizasyonlarda yer aldık. Imperfectionists’in estetik ve sürdürülebilir duruşu, bu etkinliklerin ruhuyla örtüştüğü için doğal bir şekilde davet edildik.
Giyimin dışında “Ritual Box” adında bir mum koleksiyonu seriniz var. Biraz bu koleksiyonun hikâyesinden de bahseder misiniz?
“Ritual Box” serisi, modern hayatın hızına küçük bir durak yaratmak amacıyla doğdu. Her mum, kişisel bir ritüeli temsil ediyor: dinlenmek, kendine dönmek, yavaşlamak. Mum yandıkça bir el kremine dönüşmesi ise bakımın sadece dışsal değil, bilinçli bir ritüel olduğunu hatırlatıyor.
Siz markanın kurucusu olarak bir ürün alırken o markanın hangi özelliklerine dikkat ediyorsunuz?
Şeffaflık, etik üretim ve samimiyet benim için çok önemli. Bir markanın hikâyesini, değerlerini ve neden var olduğunu bilmek isterim. Ayrıca, ürünün uzun vadede kullanılabilir olması ve gerçekten bir ihtiyaca cevap vermesi benim için belirleyici.
Sizin için sürdürülebilirlik ne demek?
Sürdürülebilirlik benim için bir trend değil, bir yaşam biçimi. Küçük ama bilinçli kararlar almak hem çevreye hem de insana saygılı üretmek ve tüketiciyi de bu sürecin parçası yapmak. Imperfectionists’te sürdürülebilirlik, estetikten ödün vermeden sorumluluk almak anlamına geliyor.