İnsan / Stil

Niels Eggerding ile Saatçilik ve Lüks

Frédéric Constant’ın CEO’su Niels Eggerding ile The Peninsula Istanbul’da bir araya geliyoruz. Lüks saatçilik ve her geçen gün günümüz teknolojisiyle birleşen saatçilik sektörü üzerine konuşuyoruz. Doğuş Grubunun saat ve mücevher deyince akla gelen markalarından Quadran’ın gerçekleştirdiği bu buluşmada hem Niels ile güzel bir Istanbul sabahının tadını çıkarıyoruz hem de KUN Magazine için özel bir röportaj gerçekleştirmiş oluyoruz.

Lüks saatçilik sektörüne baktığınızda, çok sayıda prestijli markanın faaliyet gösterdiğini görüyoruz. Sizce Frédéric Constant’ı bu sektörde farklılaştıran ve kendine özgü kimliğini oluşturan unsurlar nelerdir?

Doğru, sektör oldukça karmaşık ve rekabetçi. Ancak bence önemli olan, markanın DNA’sına sadık kalmak ve ürün geliştirmeye ikonik bir anlayışla devam etmek. İkonik saatler üretmek ve insanların bu saatleri gördüklerinde Frédéric Constant’a ait olduğunu anlayabilmelerini sağlamak gerekiyor. Bunu nasıl yapabilirsiniz? Küçük dokunuşlarla ve küçük değişikliklerle ilerleyerek. Bence bu konuda acele etmemek önemli. Fiyatlandırma yaklaşımınızı koruyun ve inovasyona devam edin. İnovasyon sayesinde sektörde fark yaratabilir, kendinizi benzersiz hâle getirebilirsiniz. Ancak bunu küçük adımlarla yapmak gerekiyor. Frédéric Constant’ın koleksiyonu son 10 yılda yüzde 85 oranında tamamen değişti. Ancak hiç kimse bu değişimin ne kadar büyük olduğunu fark etmiyor. Herkes hâlâ bunun Frédéric Constant olduğunu söylüyor. İşte asıl mesele, değişimi sofistike bir şekilde gerçekleştirmek. Örneğin Manchette modeli çok tanınabilir; Frédéric Constant’ın kimliğini taşıyor ama aynı zamanda farklı.

Frédéric Constant, kaliteli İsviçre saatçiliğini daha erişilebilir hâle getirme ve kendi mekanizmalarını geliştirme felsefesiyle tanınıyor. Bu yaklaşım, markanın lüks saatçilik sektöründeki konumunu nasıl şekillendiriyor?

Bu yaklaşım 2004 yılında başladı. O dönemde ETA ve Swatch Group, mekanizma üretiminde tekel konumundaydı. Peter ve Aletta, bağımsız olabilmek için kendi mekanizmalarını geliştirmeye karar verdiler. Daha sonra bu bağımsızlık yaklaşımının bizi ne kadar farklılaştırdığı ortaya çıktı. Çünkü bizim fiyat aralığımızda kendi mekanizmasını üreten başka bir marka yoktu. Bugün birçok marka kendi mekanizmasını üretmeye çalışıyor. Ancak biz bu alanda yaklaşık 22 yıldır faaliyet gösteriyoruz ve 33 farklı kendi üretim mekanizması geliştirdik. Bu da bulunduğumuz fiyat aralığında bizi benzersiz kılıyor. Bu yaklaşım bizi rakiplerimizden gerçekten farklılaştırıyor.

Teknoloji, tüketici tercihleri ve lüks kavramı değişmeye devam ederken mekanik saatçiliğin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Frédéric Constant’tan yeni tasarımlar, komplikasyonlar ve inovasyonlar konusunda neler bekleyebiliriz?

Önümüzdeki iki yıl için çok sayıda planımız var. Mekanizmalarda kesinlikle geliştirmeler göreceksiniz. Hassasiyet, güvenilirlik ve doğruluk bizim için çok önemli. Antimanyetik özellikler de oldukça önemli. Tüm bu unsurlar üzerinde çalışıyoruz ve gelecekte bunlarla ilgili yenilikler bekleyebilirsiniz.

Saatler giderek kişisel tarz ve işçiliğin ötesinde, potansiyel yatırım araçları olarak da görülüyor. Bu değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce kaliteli bir saatin gerçek değeri nerede yatıyor?

Ben saatleri çok fazla yatırım aracı olarak görmüyorum. Bence bir saat sürdürülebilir bir üründür ve 30 yıl boyunca kullanılabilir. Bu nedenle bir saati, ürünle ve onun etrafındaki hikâyeyle bağ kurduğunuz için satın almalısınız. Gerçekten sevdiğiniz için satın almalısınız. Yatırım olarak değerlendirilebilecek birkaç marka var; bunları biliyoruz. Rolex, AP ve Patek Philippe gibi. Ancak her saati yatırım amacıyla satın alamazsınız. Bence piyasada çok sayıda güzel saat de var. Bunlar inovatif ve benzersiz oldukları için değerli. Ben bir saat seçerken duygusal bağ kurmayı tercih ederim. Hayattaki en güzel şey de bu. İnsanlarla kurduğunuz ilişkilerde kendinizi bağlı hissedersiniz veya hissetmezsiniz. Bence en önemli şey bu.

Bir saat satın alırken veya yalnızca incelerken dikkatinizi çeken detaylar nelerdir?

Benim için önemli olan birkaç unsur var. Bunlardan biri saatin arkasındaki hikâye. Hikâye anlatımına gerçekten inanıyorum. Bence saatçilik sektörünün hâlâ oldukça basit kaldığı nokta burası. Bir saat gösteriyorlar ve hepsi bu. Oysa saatin etrafında bir hikâye oluşturmanız gerekiyor. İkoniklik de benim için çok önemli. İnsanların bir saati uzaktan gördüklerinde tanıyabilmeleri gerekiyor. Rolex bunu mükemmel yapıyor. AP de bunu harika bir şekilde başarıyor. Panerai de buna iyi bir örnek; çok ikonik bir marka. Buna inanıyorum. İnovasyon da benim için önemli. Yenilikçi bir mekanizma ilgimi çekiyor. Bu üç unsur benim için çok önemli: hikâye, ikoniklik ve inovasyon.

Türkiye’de Frédéric Constant‘ın distirübütörü olan Quadran ile olan ilişkinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Frédéric Constant ile 15 yıldır birlikteyim. Organizasyon içerisinde çok güçlü bir değer anlayışımız var. Bu değerleri birlikte oluşturduk ve koruyoruz. İlişkimiz oldukça aile odaklı. Doğuş grubu ve Quadran’da benim için bir aile gibi. Ortaklığımız eşitlik, güven ve gelişim üzerine kurulu. Bu tür ortaklıklara çok değer veriyorum. Kendimi güvende ve güven duyulan bir ilişki içerisinde hissediyorum. Bu nedenle markamın iyi niyetli ve doğru ellerde olduğuna inanıyorum. Onlar lüks üretmeyi gerçekten biliyorlar.